
18
Sözlerin tesiri ; silahın ucundaki merminin rus ruletindeki kadar şanlı olması değil,
Esas kaynağın ana atar damarlarındaki çoşkunluk kadar içten oluşudur..
01.24
Sezai Karakoç’tan ..
Ne kadar seversek sevelim, alnımıza yazmadıysa Mevlâ, Seccâdemize oturup hayırlısını dileyelim…
Ve son sözü hep alınyazısı söyler…

6

Asma köprûde çocuğunu sallayan bir anne gibidir İstanbul,,
Kız kulesi ise biberonudur çocuğun soğuması için suya bırakılan,
sondu…
daha girmeyeceğim.
bugun 11 43 sondu
ama yeter daaaa !
bitişler ve şimdi başlangıçlar. . .
..Yüksek olsun hadi..
Sana bugun farklı yerlerden başka şeyler getirip söyleyeceğim
Arada öylelerini anacağım ki yalnızca kim olduklarını ben bileceğim
Dizelerim birazcık nahoş, kaderin arz-ı semasında dolanıp duruyorlar
Üç kelimeden biri adaların dibinden sallanan birer el gibiler
Sormadan söylediklerim vardıya hani ,
Maviliğin özgürlüğünde simgeleşen arzular, istekler…
Hangi hazin başlangıçlardı içimde yer edenler
Ve hangi ilklerdi şimdilerde olmayacak acılardı hepsi…
Gözükürken susan sözcüklerin altındaki manevralarda dans ettim tek başıma
Çayı demlerken daha çok buğulandıysada en ucra köşelerim
Seni yazmaktan, seni sana anlatmaktan,
Seni bana benimle vasıl olabilecek tutumlardan birer kümes yapıp
Tümünü oraya sıkıştırdım aslında….
Hayır !
Ben istesemde asla hiç oyun oynayamadım
Çamaşır, bulaşık gibi elim ayağıma bulaştı…
Aslında ‘ Aslı ‘ var olan
İki ayrık yolun arasında ikisinde de senle yolculuk edebilmekti….
Hangi ayrımda olmamız gereken mevcut durum ise
Güneş gibi her gecenin sabahında doğuyordu, fakat bilinmiyordu..
Bana sorsalar ne kadar dürüst olurum burası tehlikeli
Sıfır yalanla adımlarım devam ediyor
Saklayabileceğim hiçbirşeyim yok
Her zaman itiraf ettiğim birşey var
Benim merkezimde olanlar başka şeyler ; sevgiye, aşka, dostluğua heleki para pula asla değişilmeyecek şeyler.. Ben bekliyorum merkezime seni misafir etmeye…
İki günde bir kaybetmekten aşırı sıkılmış bir yapıdayım, şöyle ki ‘ benzetmelere bile ‘ ihtiyaç duymuyorum, duyamıyorum. Edatların hiçbirisinin önemi yok. Oldukça sadeyim, oldukça düz bir arazideyim aslında. Fakat neyine , neyine…
Sonra kaçtığım şeylerden birer bukleler oluşturup,
Kendimce kendi edamla bir kaç ışık hızından sonra,
Gazım her seferinde alınıyor, pardon alıyorum ben…
Hangi ifadenin neye, kime ait olduğunu bile bile lades oynuyorum ya ben !
Ne yazık ki yada çok şükür kü korkum olmadan ilerliyorum, cesaret kavramı içimden misafir
Ben zaten zindan gibiyim, onu da hapsedebiliyorum, ama neyine neyine, nesine….
İltifatların gölgesinde , çimenlerin üzerinde kovalamacadayım senle,
Ey sen diye arada saydığım ;
Yazan seni yazıyor ama öyle bir gerçek varki, bülbülün 100 tane aşkı olmuş, hepside gül üzerine…
Hey minik sana diyorum ya,
Biraz bağırmayı bıraksan, otur yanıma sende katıl, doldur bardağın öteki boş kısmını
Madalyonları ben hiç sevmem ! …
‘
4
Yorgun Yüreğim Kac Zaman’dır,
Pervasiz Serzenişlerim var Etraf(ım)da Dolanan,
Ar’sız ve Zaman’sız..
Kaç çehre görüyorsam etrafında,
ßir Yanı Hep Maske’ler Içersinde Kalmıs..
Solan Gençliğim’de,Tükenişlerim var..
Yine mahşer Meydanında bir başımayım..
Sen bilmiyorsun…

. asi şiirler biriktiririm ceplerimde sonra,
kelimeler ki hücum içinde hep dağ eteklerine,
kelimeler ki kını çekilmiş bir yeniçeri…

Papatyaların koparıldıktan sonra koktuklarını biliyor muydun?
Garip şey; Bir ölüm, bu kadar güzel kokabilir mi?”
…
Mide özsuyum ağzıma geldi
14 Mayıs 2013-
20.13 : 21:00 arası … ölüyorduk.


